|
|
|
|
|
|
|
Sedat Tosunoğlu / “TEK BİR KONUYA YÖNELDİM: İNSAN” |
|
|
||
|
Fotoğraflarında insan sevgisini ve sıcaklığını yoğun olarak yansıtan Sedat Tosunoğlu önümüzdeki yıllarda yeni bir sergi ve album ile fotoğraf severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yoğun işlerinin arasında bize de zaman ayırdı. - Sizi tanıyabilir miyiz? Kaç yıldır fotograf çekiyorsunuz? Bu günlere kadar neler yaptınız? 1954 Manisa doğumluyum. Kabataş Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdim. Yedek subaylık görevimi tamamladıktan sonra aynı fakültenin Analitik Kimya Anabilim dalında asistan olarak görevime başladım. (1978). 1983’te Dr., 1989’da Doçent Dr., 1995’te Prof. Dr. Ünvanlarını aldım. Evli ve bir evlat sahibiyim. Halen İzmir’de yaşamaktayım.1984 yılında fotoğrafla ilgilenmeye başladım. S/B ağırlıkta çalışmalar yaptım. Ulusal ve uluslararası düzeyde 100’den fazla karma ve kişisel sergilerde fotoğraflarım yer aldı. Birçok gazete, dergi, mecmua, fotoğraf yıllıkları, albümleri, kitap kapakları ve broşürlerde çok sayıda fotoğrafım yayınlandı. Bazı TV kliplerinde yer alan fotoğraflarım oldu. 1985-1990 arasında yarışmalara da katıldım. 10’u uluslar arası 35 kadar ödül kazandım. 1988 İFSAK Fotoğraf Ödülü sahibiyim. 1989’da AFIAP ünvanı aldım. - “Demiryolu ve insan” (1989) isimli, Selçuk Kundakçı ve İlteriş Tezer ile birlikte bir çalışma yapmışsınız. Bu sergi ve albüm nasıl bir süreçte ortaya çıktı? 1985 sonlarında “Haydarpaşa Garı’nın 24 Saati” adlı bir çalışmaya başlamıştık. Kısa bir süre sonra “Demiryolu ve İnsan” adı altındaki çok geniş kapsamlı çalışmamıza yöneldik. 1989’a kadar yoğun bir tempoda çalışmalarımız devam etti. 1989 yılı fotoğrafın 150. yılı olması sebebiyle ilk sergiyi açtık. Albüm ILFORD’un desteği ile başladı. Oldukça kapsamlı bir çalışma yapmıştık. Ancak kısıtlı maddi imkanlar nedeniyle bu albüme tam olarak yansımadı. - Bu çalışmanın ardından Selçuk Kundakçı ile birlikte bir çalışma yapmışsınız. “Son buharlılar” Bu sergi bir önceki çalışmanın devamı niteliğinde. Biraz o yılları bize anlatırmısınız? Son Buharlılar fikri, 1986-1987 yıllarında Karadeniz Ereğlisi-Armutçuk hattında çalışan Buharlı lokomotifleri gördüğümde oluştu. Burası 17 km’lik bir demiryolu hattıdır ve Ereğli’den Armutçuk kömür madenine işçileri taşır, oradan kömürü alıp Ereğli’ye getirir. Günde 2-3 kez sefer yaparlar. Orada yaşayan demiryolcularının hayatları da çok enteresandır. Hepsi birbirlerine yardım ederler, adeta komün hayatı yaşar gibi kendi dünyalarında mutludurlar. Eğer üçüncü bir çalışma yapabilseydim, bu hatta çalışan bir demiryolu emekçisinin günlük hayatını anlatan bir çalışma olacaktı. Şartlar elvermedi.1990’da albüm ile birlikte sergiyi açtık. Gerek basında, gerekse izleyici gözünde oldukça etkili ve ilgi çeken bir çalışma yaptığımıza dair çok sayıda olumlu sözler söylendi, yazılar yazıldı. Bence de önemli bir çalışma yaptık ve kaybolmakta olan Buharlıların son zamanlarını fotoğraf dünyasındaki bir boşluğu dolduracak şekilde çekmiş olduk. Sadece Türkiye’de değil uluslar arası düzeyde bu tarz bir çalışmanın olmadığını sanmıyorum. İnsan ile bütünleşen Buharlılar, çalışanlar, yolcular, peronlar, vagonlar, tren garları öğeleriyle kapsamlı bir çalışma oldu. Tabii ki ön planda yine insan (+buharlı) vardı. - Cumalı kızık ile ilgili çalışmalar yapmışsınız. Neler yaptınız? Cumalıkızık Köyü’nü ilk kez 1986 yılında gördüm. Tarihsel dokusu, yok olan kestane ağaçları ve bu ağaçlardan elde edilen kerestelerle ahşap kısımları tamamlanmış taş evler, arada yaşayan –özellikle yaşlılar- eski değerlere duyarlı insanlar ve kaybolmakta olan 100 tanesi harap halde 350 kadar eski ev... Bütün bunlar beni çok etkiledi ve 1990-1992 arası yoğun bir tempoda bu köydeki çalışmalarımı sürdürdüm. Sonunda “Bir Hüzün Cumalıkızık” adlı albüm ve sergi ortaya çıktı. Bu köyde yapılmış en kapsamlı çalışmaydı. Sergiyi köyde ve birkaç büyük şehirde açtım. Bir süre sonra Amerika’dan büyük bir yayınevinden maddi olanak sağlamış bir bayandan tüm Türkiye’yi kapsayan bir çalışma teklifi aldım. O sıralar Doçentlik başvurusu nedeniyle fakültedeki işlerim oldukça yoğundu; bu nedenle teklifi geri çevirmek zorunda kaldım. Öğretim üyeliğini ve fotoğrafı hep aynı sevgiyle birlikte yürütmeye çalıştım. Bu nedenle de bazı güzel teklifleri reddetmek zorunda kaldım. - 1980’li yıllarda yoksul kesimi fotograflarınıza konu yaptınız. Ülke koşulları şimdilerde daha zorlaştı. Fotografların işlevi nedir? Sadece varolanı mı sergiliyor? Yarattığı duygusal etkinin ötesinde ne ifade ediyor? Fotoğrafa başladığım günden beri derinliği olan, şiirsellik içeren içtenlikli fotoğraflar üretmeye çalışıyorum. Konulu çalışmaları tercih ediyorum. İnsanı, sosyal konuları ve çevresi ile ilişkisini anlatan fotoğraflar ürettim hep...çok az insansız fotoğraf çektim. Doğayı çok severim ancak hiç çiçek, böcek fotoğrafı çekmedim. Benim derdim hep insan oldu. İllaki konunun merkezinde insan olsun diye düşünmedim; ancak çektiğim karelerin bir yerinde muhakkak insan oldu ve bundan da büyük keyif aldım. Herşeye rağmen insan olmasa büyük bir boşluk olurdu diye düşündüm. İyi ki bu tarza gönül vermişim. Tarzımın ana hatlarını yukarıda biraz da olsa anlattım. Önemli olan bu tarz içerisinde kendi farkını yaratabilmekti. Fotoğraflarıma bakan değil gören gözlerle yaklaşıldığında sadece yoksul kesimi değil, insanı insan yapan değerleri, insan-insan, insan-çevre ilişkilerini, nufus planlaması, sağlık, adaletsiz gelir dağılımı gibi konuları anlatan fotoğraflar olduğu anlaşılır. - Fotograflarınızda çok yoğun bir duygu aktarımı var. İnsanları fotograflarken onlara yaklaşımınız nasıl oluyor? Çekim anında neler hissediyorsunuz? Yoğun duygusal etkisi olan birçok kare ürettim. Bu kareler uyarıcı, düşündürücü ve birşeyler yapmaya yönlendirici özelliklere de sahip karelerdir. Birkaç örnek: “yaşama sevinci” adlı fotoğrafım 2 genç kızın intiharın eşiğinden dönmesine neden olmuştur. (Bana yazdıklarından bunu biliyorum.) Bir başka fotoğrafım UNICEF’in brosürlerinde kullanıldı. Birçok fotoğrafımda insanların fotoğrafa başlamalarına neden olmuştur. Bu da oldukça sevinç verici bir şey. Fotoğraf çekerken çoğunlukla geniş açılı objektif kullanıyorum. İnsanlara ne kadar yakın olmayı seven ve iyi bir dialog kurmayı beceren bir yapıya sahipseniz o kadar içtenlikli fotoğraf üretirsiniz. Çekim öncesi biraz heyecan, biraz gerginlik yaşarım. Eksiği oldukça az bir kare çekeceğimi hissettiğim an deklanşöre basarım. Sonra banyo ve baskı aşamaları çok keyifli geçer. En sonunda umduğum gibi bir fotoğraf ortaya çıkarsa sevinç duyar, mutlu olurum. Olmazsa da aynı yerlere aynı insanlara tekrar ulaşmaya çalışır yeniden denerim. Çeşitli sanat dallarında olduğu gibi fotoğrafla uğraşan insanların bazıları kalıcı olur, çevresini ve kendinden sonra gelenleri etkiler. Ben fotoğrafa başladığım ilk yıllarda, etki altında kalmamak için hiçbir sergiye gitmedim hiçbir dia gösterisi izlemedim. (Bunun aksini de yapabilirsiniz.) Başta da söylediğim gibi tek bir konuya yöneldim: İnsan.... - Sizin fotograflarınıza baktığım zaman, bugünlerde hala benzer fotograflar çekmeye çalışıldığını görüyorum. Sizin düşünceleriniz nedir? İlerleme ve değişme var mı? Bugünlerde hala benzer fotoğraflar çekildiği doğru. Ama benzer filmler çekilmiyor mu? Benzer resimler yapılmıyor mu? Benzer karikatürler çizilmiyor mu? Bu çok doğaldır. Ortak bir benzerlik paydası olabilir, ancak bu işe yüreğini koyanlar kendi yorumunu katanlar muhakkak bir farklılık oluşturur. Eğer taklite, kolaycılığa kaçmazsanız, birikimlerinizle birlikte yeterince derinliğiniz de varsa ve bir de içten olursanız sadece size ait olan o farkı yakalayabilirsiniz. Bu çok zordur. Yoğun bilgi, beceri ve emek ister. Ben hep şunu söyledim: Bu dünyada sadece fiziksel özellikleriyle bir hacim doldurmuyoruz. Bize ait boşluğu ancak biz-kendimiz doldurabiliriz. Ürettiklerimiz de en önemli dolgu. Kendi boşluğunu mümkün olduğunca doldurmaya çabalayan insan, koskoca bir mozaiğin minik bir parçasıdır ancak o minik parça eksik olduğunda ortaya çıkan insanlık tablosu da eksik olur. Bugünlerde tüm dünyanın içinde bulunduğu kaotik durumun nedeni, insanlık tablosundaki birçok küçük parçanın eksikliğidir. Bu eksiklikler iletişimsizlik doğuruyor. İletişim yoksa bireyler bencilce bir bireyselliğe doğru itilirler...Sonunda hep beraber dünyayı daha da rezil bir hale getirirler. Ki şu anda öyle.Tek çıkışınız: Herkes kendine ait boşluğu insana layık değerler üreterek doldurmaya daha fazla gayret etmeli ki dünya daha yaşanılası bir yer olsun diye düşünüyorum. - Geçmiş yıllarda pek çok fotoğraf yarışmalarında ödüller kazandınız, sergiler açtınız, albümleriniz var. O yıllardan beri yaptıklarınıza baktığınız zaman neler düşünüyorsunuz? Geçmişin değerlendirmesini nasıl yapıyorsunuz? 1985-1995 arası oldukça yoğun bir dönemdi. Birçok (kalınlığı olan) kare ürettim. Baskıları eksik de olsa o güne kadar hiç yapılmamış albümler çıkardık. Bu çalışmaları Türkiye’de değil Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde yapsaydınız çok daha iyi ve sayısı fazla albümlerim olabilirdi. Maddi olarak da çok rahat ederdim. En azından hala kirada oturmazdım, güzel bir karanlık odam-stüdyom falan olurdu. Ancak ben bu halimden de memnunum. Hiçbir zaman maddiyat benim için önemli olmadı.Türkiye’de yaşadığım ve ürettiklerim için hiç pişmanlık duymadım. -Kaç yıldır fotoğrafla ilgileniyorsunuz, son yıllarda neler üretiyorsunuz? Son yıllarda birçok söyleşi ve dia gösterisi yaptım. Özellikle eğitim kurumlarında bu tip etkinlikler yapmayı tercih ediyorum. Fotoğraf çalışmalarıma eskisi gibi yoğun değil ancak şu an 1 yıldır yaşadığım İzmir ile ilgili geniş kapsamlı bir proje üzerinde çalışıyorum. Önümüzdeki yıllarda yeni bir albüm ve sergi ile fotoğrafseverlerin karşısına çıkmayı düşünüyorum. - Söyleşi için teşekkür ederim. Yeni fotoğraflarınızı bekliyoruz. Kaynak=İFSAK fotoğraf dergisi sayı=142-143
|
||
|
Web tasarım Hacer Yılmaz
|