|
|
|
|
|
|
|
Gülümser İşçelebi / “BASIN FOTOĞRAFI HER ZAMAN ÇOK MASUM OLMAYABİLİR” |
|
|
||
|
Tokat’ta doğan Gülümser İşçelebi Ankara Ünüversitesi Temel Fen Bilimleri Bölümü mezunudur. Fotoğraf alanında hem amatör hem de profesyonel olarak çalışmıştır. Son yıllarda fotoğraf çalışmalarına devam ederken diğer taraftan da oğlunu büyütmeye çalışmaktadır. Bu sayımızın söyleşisine kendisi ile yaptık. Geçmiş yıllarda katıldığınız pek çok fotoğraf yarışmalarında ödüller kazandınız.1989-1990-1991 yıllarında katıldığınız Şinasi Barutçu Kupası’nda, üç kez, üst üste, yarışmayı kazanarak kupayı aldınız. 1984 yılında, ilk makineyi elime aldığımda fotoğrafın tüm yaşamımı kapsayacağını bilmiyordum. Aradan 19 yıl geçmesine rağmen makinayı her elime aldığımda ilk günkü heyecanı halen duymaktayım. 1989 ve 1991 yıllarında ŞİNASİ BARUTÇU kupasını kazanmak gerçekten çok hoş bir duyguydu. O yıllar içerisinde çalışmaya başlayıp halen bitiremediğim çalışmalarım söz konusu. “Dost yıllar” Barutçu Kupası’yla çalışmaya başlayıp halen devam ettiğim bir portre çalışması. Yüzündeki gülümsemeyle geçmiş yaşamını mutlu bir şekilde anabilen insanların serisi. Bunlardan başka 1989 yılında başlayıp 1993 yılına kadar Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde yaptığım Bale çekimleri 1993 yılında UÇARCASINA adlı bir kitapta toplandı. İkinci Aspendos Festivali, 1995 yılında yaptığım çalışmalarla bir sergiye dönüştü. Burada müzisyenler, opera, bale ve perde arkasında çalışanların konusu hikaye ediliyordu. Bu sergi Ankara, Mersin ve İzmir’de açıldı. Başka ne gibi projeleriniz var? Yaklaşık olarak 15 yıldır Bodrum’da ahşap guletlerin yat yarışlarında fotoğraf çekiyorum. Bu daha bitmeyen, o günden bugüne gelen bir çalışma. Bunlardan başka Türkiye’de hasat konulu bir çalışmam var. Yaklaşık olarak on hasat var. Bunlardan bazıları pamuk, tütün, pirinç, fındık ... Bu tarladan bir bitkiyi alıp fabrikaya kadar her aşamasını görüntülediğim bir çalışma. Son yıllarda ise “su” ilgimi çekmekte ve su fotoğrafları çekiyorum. Bunlar kendi kişisel çalışmalarım, birde gazetecilik misyonunun kendi doğasında kazandırdığı belgesel çalışmalarım var. Bu çalışmalar 1990-1991 yıllarında iki yıl üst üste Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından foto-röportaj ödülü almamı sağladı. Toplumsal pek çok olayda fotoğraf çektim. Mitingler, öğrenci olayları bunların en belirgin örnekleri. Burada da belgesel fotoğrafın çekiminin güzelliği ve zorluğu ile karşılaştım. Çok sayıda karma sergilere katılmışsınız. Şimdilerde birlikte çalıştığınız guruplar var mı? Karma sergilere halen katılıyorum. AFSAD’ın halen bir üyesiyim. Şimdi birlikte çalıştığım bir grup yok. Estetik değerleri ağır basan “Uçarcasına” isimli bale fotoğraflarından oluşan çalışmanız var, bunun yanı sıra foto muhabiri olarak da, belgesel tarzda çalışıyorsunuz. Bu çalışmalardan biri diğerine göre, ağır basıyor mu? Böyle bir ayırım yapamıyorum. Ama fotoğrafı hissettiğim anda onunla bütünleşiyorum. 1987 yılında Tempo Dergisinde çalışmaya başlamışsınız. Profesyonel olarak çalışmalarınıza nasıl devam ettiniz? Tempo dergisiyle başladığım çalışma yaklaşık 9 yıl sürdü. Ardından tanıtım fotoğrafçılığı ve daha sonra Radikal gazetesinde foto-muhabirliği yaptım.1998 Aralık ayına kadar devam etti. Foto muhabirlerinin ortak sorunları neler , en çok neden şikayet ediliyor? Foto muhabirleri sorunları basın sektöründe her zaman yaşanılan ama kimsenin çözmek için çaba sarf etmediği sorunlardır. Gazete basımı zamanla yarış olduğu için imzalara dikkat edilmez. Sayfada fazla yer olmadığı için fotoğraflar özensizce kesilir, çekerken dikkat ettiğiniz fotoğrafın küçük ama önemli detayları çoğu kez yok edilir. Çünkü onu değerlendiren için çoğu kez fotoğrafın bir komposizyon olarak değeri yoktur. Genelde günlük gazetelerde bir fotoğraf editörü bulunmaz. Günlük basında değil ama dergilerde fotoğrafa daha fazla özen gösterilir. Basında çalışma koşulları çok zorlaştı. Çalışma yaşamına yeni başlayan ve kendine gelecek arayan pek çok genç insanı parasız bile çalıştırmaktadırlar. Haliyle basında fotoğraf çekerek yaşamı sürdürmek kolay değil. Bu alanda kadın olmanın getirdiği farklılıklar var mı ? Kadın olmak avantaj mı? Kadın ve erkek farklılığına inanmıyorum. Kamera arkasında olayları çeken bir göz vardır. Fakat nedense, belki de kültürel yapımız nedeniyle böyle bir ayrımla karşı karşıya kaldığımız anlar olabiliyor. Örneğin, kadın olduğunuz için çok sert olaylara gönderilmek istenmezsiniz. Sanki birileri sizi kollar. Bu rahatsız olduğum bir duyguydu. Bununla beraber kadın olmak zaman zaman avantajlı olabilir. Örneğin dikkat çekmeden fotoğraf çekebilirsiniz veya herhangi bir olayda kadınlara daha yumuşak davranılıyor. Bu hoşgörü avantaja dönüştürülebilir. Ancak hoşa gitmeyecek anları belgelerken kadın-erkek ayırımı yapılmıyor. 1992 yılında İzzet Kezer’in ölümünü hatırlatmak istiyorum. Türkiye’de foto muhabiri arkadaşlar işlerini yaparken ne kadar rahat olabiliyorlar? Bu konuda oto sansür ne kadar yapılıyor? Daha sonra, yayınlama aşamasında sansür ne kadar uygulanıyor? Sadece Türkiye’de değil dünyanın her tarafında istenilmeyen fotoğrafları çekenler ölümlere varan saldırılara maruz kalmışlardır ve kalacaklardır. Çünkü sivil ya da resmi, uygunsuz yakalananlar eğer güçleri var ise önce filmleri almak için her türlü yöntemi kullanıyorlar. Her toplumsal olay potansiyel riskler taşır. Elinde belgeleme gücü olan makine size olabilecek tepkiyi daha da artırabilir. Böyle anlarda her türlü tehlike ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bir çekim anında, sanırım 1996'nın son aylarında önemli bir devlet büyüğümüzün korumaları filmlerimi almak için makinemi kırdılar. O noktada eğer ısrarcı olsam canıma bile kastetmekten çekinmezlerdi. Tabii savaş muhabirliği bu tehlikeleri doğasında barındırmaktadır. Ancak son dönemlerde spor muhabirliği bile tehlikeli bir meslek olmuştur. Ben çalışma hayatımda estetik kaygılar dışında oto sansür uygulamadım. Fotoğraflarımda sansüre uğramadı. Ama mutlaka sansüre takılan görüntülerin varlığına inanıyorum. Kan ve ölüm fotoğraflarının yayınlamadığına tanık oldum, ancak bu sanırım sansür sayılamaz. Yapmak istediğiniz kişisel projeleriniz içinde yapmayı isteyip, yapamadıklarınız var mı? Çalışmalarımı kitap haline getirmek istiyorum. Son günlerde arşivimle ilgileniyorum. Şimdiye kadar çektiğim fotoğrafları biraz daha düzenleyip bilgisayar ortamına kaydediyorum. Çalışmalarım eskiye göre biraz daha özgür ama daha yavaş devam ediyor. Şimdilerde neler yapıyorsunuz? Eskisi kadar yoğun çalışamıyorum. 5 yıldır oğlumu büyütüyorum. Onun eğitiminin kariyerim kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Yakın zamanlarda arşivimi düzenlemeye başladım. Dijital fotoğrafla tanıştım. Onu anlamaya çalışıyorum. Ama her yıl Ekim sonunda mutlaka BODRUM CUP’a katılıyorum. Seri çalışmalarımla ilgili konulara rastladığımda çekim yapmaktan geri durmuyorum. Gelecek yıllarda kısa film çalışmayı istiyorum. Özellikle dijital film konusu ilgimi çekiyor. Basında fotoğraf, fotoğrafı çekilen kişiler açısından çok önemsenmiyor. Özellikle boyalı basında! Yani insan hakları ihlal ediliyor. Bu kişiler de kendi haklarını yeterince arayamıyor, Öyle değil mi? İnsan haklarının ihlalinden kastınız istemediği fotoğrafların yayınlanması ise bu tartışmalı bir alandır. Basın fotoğrafı her zaman çok masum olmayabilir. Haberi bütünlemek esastır. Ama kurgu fotoğraflarla insanların zor durumda bırakılmaları ise kastınız, elbette haklısınız. Bazen çok güzel bir kareyle atılan manşet fotoğrafı çok itici kılabilir. Bu konu yine fotoğrafın kullanımı ile ilgilidir. Son yıllarda yapılan fotoğraf etkinlikleri ve sergiler hakkında neler düşünüyorsunuz? Eskiye göre fotoğraf, sergileri ve yarışmalarında artma var. Nerede ise her ilde en az fotoğrafla ilgili bir dernek oluştu. Niceliksel olan bu gelişmenin nitel patlamalara dönüşmesini diliyorum. Özellikle IFSAK etkinlikleri Uluslararası bir kimlik kazandı. Yakalanan bu ivmenin diğer derneklere örnek olmasını diliyorum. Bunların fotoğrafın yaygınlaşması için önemli adımlar olduğunu düşünüyor ve çok önemsiyorum. - Söyleşi içn teşekkür ederim..... Kaynak=İFSAK fotoğraf dergisi sayı=138
|
||
|
Web tasarım Hacer Yılmaz
|