İbrahim Demirel  / ”ÇALIŞMALARIM FOTOĞRAFTAN ÇOK FOTOĞRAFİKTİR”

 

 

 

 

Yaşamını ve çalışmalarını Ankara’da sürdüren konuğumuz İbrahim Demirel ile yaptıkları ve yapmak istedikleri üzerine konuştuk…

 

-1970 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Grafik bölümünü bitirmişsiniz. Fotoğrafa başlama yıllarınızda aynı dönemde mi başladı?

 

1966’da Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’na girdim. Temel sanat eğitimi, meslek dersleri, grafik gibi derslerin yanı sıra fotoğraf dersi de vardı. Fotoğrafı, fotoğraf makinesini, karanlık oda, fotoğraf basımı gibi temel bilgileri orada öğrendik. Makinem yoktu, arkadaşımdan aldığım ödünç makine ile 1968’de Anadolu’da kırsal kesimden saptadığım görüntülerle “Hayat Mecmuası”nın yarışmasında bir birincilik, bir mansiyon kazandım ve ödül parası ile ilk fotoğraf makinemi aldım. (6 X 6 Cm Yashica Mat). O günden beri hiç ara vermeden fotoğraf çekiyorum.

 

-“Islak aynadan” isimli gösterinizde daha soyut ve estetik ağırlıklı fotoğraflar mı vardı ? Bu çalışmanın

içeriği nasıldı?

 

Genellikle seçtiğim bir konu üzerinde yoğunlaşırım. Fotoğraflarımda grafik kompozisyonlar ağır basar. Çalışmalarım fotoğraftan çok fotografiktir. Fotoğraf çekmek, fotoğraf yapmaktır benim için. “Islak Aynadan” konulu çalışmam da, pentür tadında karelerden oluşmaktadır. Türkiye sahillerindeki teknelerin, sudaki yansımalarının dört yıl boyunca fotoğraflanmasıyla bu çalışmam ortaya çıkmıştır.

 

-1988 yılında Sanat Kurumu tarafından yılın sanatçısı seçilmenizde bu çalışmanın etkisi oldu mu?

 

1988 yılında Ankara’da gerçekleştirilen, “Islak Aynadan” konulu sergim ve dia gösterim geniş yankı yapmıştı. Bu çalışmam nedeniyle ödülü bana vermiş olabilirler.

 

 - “Sinemayı yazanlar” sergisi değişik illerde ve yurt dışında sergilenmiş. Bu sergi kapsamındaki fotoğraflardan konuşalım mı?

 

“Sinemayı Yazanlar” konulu çalışmam, Türk sinema emekçilerinin, oyuncu, yönetmen, yapımcı, yazar, figüran gibi siyah beyaz portrelerinden oluşan, geniş kapsamlı bir belgesel niteliğinde. Bu portreler tamamen hazırlıksız, poz vermeden, çeşitli festivallerde, galalarda, ödül törenlerinde saptanmış görüntülerdir. Çalışmada hem konu, hem de çevre koşulları oldukça hareketlidir. Düşünün ki, ödül alan bir sanatçıyı, sinema emekçisini sahnede görüntülemeye çalışıyorsunuz. Kalabalık bir medya ordusunun, fotomuhabirlerinin, TV kameramanlarının arasında bir itiş kakış esnasında nitelikli bir görüntü yakalamaya çalışıyorsunuz. Tam anlamıyla avcılık serüveni gibi bir şey bu yaptığım... Böylesi bir  kargaşada çekim yapmayı düşünebiliyor musunuz? Ancak, o sıkıntıya katlanmaya değer doğrusu…

“Sinemayı Yazanlar” Serisindeki tüm fotoğraflar flaş kullanmadan, siyah beyaz olarak çekilmiştir. Bu çabamın karşılığı olarak, Türk sinemasına emek verenlerin portrelerinden oluşan büyük bir koleksiyona sahibim şu anda.

 

-“Galeri Sanat Yapım” adını verdiğiniz bir sanateviniz varmış. Burada neler üretiyorsunuz? Diğer sanat dalları ile ilginiz hangi düzeyde?

 

“Galeri Sanatyapım” plastik sanatlar galeri ve atölyesi, 23 yıldır Başkent’in seçkin sanat merkezlerinden birisi olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Özellikle hocamız ressam Sayın Kayıhan Keskinok’un atölyesinden pek çok ressam yetişti bugüne kadar. Bu merkezde çocuklara ve yetişkinlere resim kursları, fotoğraf kursları, güzel sanatlar fakültelerinin yetenek sınavlarına hazırlık kursları verilmekte ve düzeyli sergiler yapılmakta. Ayrıca, zengin bir fotoğraf ve dia arşivi, heykel, fotoğraf, seramik, cam örneklerinin yanısıra, önemli bir resim koleksiyonu, etnografik ve toprak altı koleksiyonu, çeşitli sanat yayınları ve tasarımları gibi tüm birikimlerim de bu merkezde  yer almakta. Sanat benim için bir yaşam biçimi; hiçbirini diğerinden ayırmıyorum. Zaten günümüzde sanatta disiplinler arası iletişimi gözardı etmek de mümkün değil.

 

-Gazi Üniversitesi’ndeki göreviniz hala devam ediyor mu?

 

Kendimi YÖK- zede olarak tanımladığım ve YÖK tarafından üç kez görevden alındığım dönemler dışında, 1978’den bu yana Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde öğretim üyesi olarak ders vermeye devam ediyorum.

 

- Türkiye’de fotoğraf sanatının eğitimini veren bir fakülte kurmak en büyük hayalinizmiş. Son yıllarda pek çok okulda açılan fotoğraf bölümleri sizin hayalinizdeki eğitime yaklaştı mı?

 

Üniversitelerin, fotoğraf derneklerinin, fotoğraf kurslarının, fotoğraf koleksiyonerlerinin ve kitap, dergi gibi çeşitli yayın sayısının her geçen gün artması çok sevindirici, umut verici. Fotoğrafa verilen önemle birlikte genç fotoğrafçıların çoğalması da beni mutlu ediyor. Ama henüz benim hayalimdeki eğitim kurumu ve anlayışı gerçekleşemedi. Fotoğraf çekmek, teknik öğrenmek yeterli değil. Bununla birlikte bütün sanat dallarında olduğu gibi, fotoğraf sanatında da temel sanat eğitimi verilmeli. Hayallerimi gerçekleştirebilirsem, çok farklı bir fotoğraf sanat eğitimi vermeyi düşlüyorum.

 

 

-Bir yazınızda “fotoğraf eğitimi var ama sanat yok” demişsiniz? Biraz bu konuyu açar mısınız?

 

Birkaç ay kursa giderek ya da dört yıllık fakülte eğitimi sırasında bir iki sömestir fotoğraf dersi alarak sanatçı olunamaz. Sanat ,disiplin, emek, araştırma, sorgulama, sonsuz bir çalışma alanıdır; tutkudur. Bunun için de, sanat eğitimi, içerik, biçim ve teknik eğitim almak gereklidir. Kişinin kendi yaratıcılığını da ortaya koyması şarttır.

 

-Türkiye’nin sayılı kolleksiyonerlerinden olduğunuzu okudum. Ne tür eserlere sahipsiniz?

 

Resim koleksiyonumda ağırlıklı olarak, çağdaş Türk resminin öncülerinin ve genç kuşağın eserleriyle birlikte suluboya, özgün baskı ve yabancı sanatçıların eserleri  bulunmakta. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne kayıtlı toprakaltı antik eserler de koleksiyonumda bulunmaktadır.

 

-İstanbul artık bir modern eserler müzesine sahip. Ankara için düşünülen bir yer yok mu? Eserlerinizi bağışlamayı düşünüyor musunuz?

 

Başkent’te bir modern sanatlar müzesinin olması için yıllarca çabaladım. Ankara başkent olması nedeniyle böyle bir müzeye İstanbul’dan önce sahip olmalıydı diye düşünüyorum. Bu benim büyük idealimdir. Sayın Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde, kendilerine bir yazı yazarak, Ankara’da müze olacak bir binanın tahsis edilmesi halinde elimdeki tüm koleksiyonlarımı bağışlayacağımı iletmiştim. Çankaya Belediyesi ile de aynı konuda yazışmalarım oldu. Fakat her iki taraftan da yanıt dahi alamadım. Diğer taraftan, İstanbul Üniversitesi ve  Bilgi Üniversitesi bu önerime olumlu yanıt verdiler. Ancak ben, bu müzenin Başkent Ankara’da olmasını istiyorum. Dediğim gibi, bu benim idealim. Bu arada yine dönemin Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay’a da aynı önerimi yazılı ve sözlü olarak götürmüştüm. Bakanlıktan verilen yanıtta, maalesef eserlerimi sergileyecek yerlerinin olmadığı ve yer tahsis edemedikleri belirtilmişti.

 

-Hacı Bektaş Veli’nin izini süren Alevilik ile ilgili belgesel Gazi Üniversitesi desteği ile hazırlanmış. Bu çalışma kaç yıl sürdü? Nerelerde gösterildi?

 

Bu projenin gerçek adı,  “Kazakistan’dan Macaristan’a Erenlerin İzinden” dir. Proje Başbakanlık desteği ile Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri tarafından yürütülmüştür. Bu belgeselde fotoğraf çekimi için ben görevlendirildim. Yolculuğumuz 19 Mayıs 1999’da Hacı Bektaş’ın doğum yeri olan İran’ın Horasan kentinden başladı. Daha sonra Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye döndük. Özbekistan’a çekim için ayrıca gittik. Birinci etabı böylece tamamladıktan sonra, ikinci etapta Balkan ülkelerinden Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Macaristan, Bosna, Hırvatistan, Makedonya, Kosova ve Arnavutluk’a giderek ikinci etabımızdaki çekimlerimizi de tamamladık. Çekimimizin üçüncü etabı Anadolu’ydu. Bu çalışmamızı beş arkadaşımızla ve minibüsle 110 bin kilometre katederek tamamladık. Ben bu projede 5000 kare fotoğraf çektim. Proje 2001’de TRT’de on üç bölümlük bir belgesel olarak yayınlandı. Fotoğraflar şu anda arşivimde bulunmakta.

 

-Hakkınızda çıkan birçok  kitap var… biraz bilgi alabilir miyiz?

 

Son olarak Gültekin Çizgen’in  “İbrahim Demirel Fotoğrafları Üzerine Bir Çalışma” adlı kitabı “Ege Yayınları” tarafından bir yıl önce satışa sunuldu. Siyah- beyaz fotoğraflarım üzerine Gültekin Çizgen’in fotoğraf incelemesi ve Ali Cengizkan’ın bir yazısı yer alıyor kitapta. Benim yıllar önce yayınlanan ve dört kitaptan oluşan portfolyom vardı. Gültekin Çizgen’in bu çalışmasına o portfolyodaki fotoğraflar esin kaynağı olmuştur. Şu anda basıma hazır, sponsor bekleyen sekiz adet kitabım var: “Islak Aynadan”, “Tek Ağaçlar”, “Doku ve Ritim”, “Toprak Ana”, “Anadoluyum Ben”, “Işıkların Dansı”, “Pencereler”, “Anadolu’da Canlar Pazarı” sözünü ettiğim yayına hazır kitaplarım.

 

- Son yıllarda neler üretiyorsunuz? Üzerinde çalıştığınız konular neler?

 

Sık sık seyahatler, sergiler, dia gösterileri, jüri üyelikleri, kitap çalışmaları, grafik tasarımları yaşamımın değişmez meşguliyetleri. Şu sıralar Türkiye’deki kurban geleneğini görüntülemek için çalışma yapıyorum. Öğrencilerim de benimle ilgili bir biyografik belgesel film çalışması yapmaktalar.

 

- Söyleşi için teşekkür ediyorum.

 

Kaynak=İFSAK fotoğraf dergisi sayı=138

 

 

Web tasarım  Hacer Yılmaz